Web sitemizde yer alan haber içerikleri izin alınmadan, kaynak gösterilerek dahi iktibas edilemez. Kanuna aykırı ve izinsiz olarak kopyalanamaz, başka yerde yayınlanamaz. İLETİŞİM: afsinmedyacenter@gmail.com
Bu esnada Şair Faruk Nafiz Çamlıbel, öğretmen olarak Kayseri’ye atanır. Görev yerine gitmek üzere İstanbul’dan trene biner, uzun bir yolculuktan sonra Ulukışla’da iner. Yol yorgunudur; dinlenmek için eski bir hana sığınır. Hanın loş duvarında yazılı bir dörtlük ilişir gözüne. Okudukça içine bir sızı düşer. Bu mısraların sahibini merak eder ve şiirin izini sürmeye karar verir. Ertesi gün yola koyulur. Bir başka handa yine aynı elden çıkmış bir dörtlük bulur. Yüreği daha da yanar. Sanki her mısra bir çilenin, bir ayrılığın izini taşımaktadır. İz sürdükçe üçüncü hana varır. Burada yazılı son dörtlüğü okuduğunda derin bir sessizliğe gömülür. Mısralar adeta bir vedanın, bir tükenişin feryadıdır. Dayanamaz, hancıya döner: “Bu şiiri yazan kimdir?” diye sorar. Hancı başını öne eğer, gözleri nemlenir: “Beyim…” der, “O şair bu hana sağ girdi… ama ölü çıktı. Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış derlerdi.” O an hanın duvarları daha da ağırlaşır, mısralar sanki dile gelir; bir garip âşığın yarım kalan hikâyesi, rüzgâr gibi oradan oraya savrulmaya devam eder…
On yıl var ayrıyım Kınadağı’ndan, Baba ocağından, yar kucağından. Bir çiçek dermeden sevgi bağından, Huduttan hududa atılmışım ben.
*
Gönlümü çekse de yârin hayali, Aşmaya kudretim yetmez cibali. Yolcuyum, kuru bir yaprak misali, Rüzgârın önüne katılmışım ben.
*
Garibim, namıma Kerem diyorlar, Aslımı el almış, haram diyorlar. Hastayım, derdime verem diyorlar, Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış’ım ben.